
| Kategori : DÜNYADA NELER OLUYOR / İSLÂM ÂLEMİ | Okunma Sayısı: 1521 |
İsrail'e güvenilmez!
Salı akşamı Suriye, Libya, İran, Tacikistan ve Çeçenistan’dan ilim ehli bir toplulukla beraber iftar açıyoruz. Türkiye’nin işgalci İsrail’le yaptığı anlaşmayı ve ona eşzamanlı gerçekleşen Rusya ile gerginliği bitirme açılımlarını konuşuyoruz.
Rusya ile yapılan açılıma kimse bir şey demiyordu ama İsrail’le yapılan anlaşmanın izahı sıkıntılıydı. Bize sorulanlara cevap vermeye çalışıyorduk. Tam da bu sırada İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gerçekleştirilen terör saldırısı haberi geldi. Misafirlere durumu aktarınca onların sorularının önemli bir kısmı kendiliğinden cevap bulmuştu. Herkes üzüntülüydü.
Yine oradaki misafirlere göre terörün görünürdeki fâilinin önemi yoktu. DAEŞ ya da PKK bunlar birer kukla örgüt hükmündeydi. Dört bir cepheden Türkiye hedef tahtasına oturtulmuştu. Terör örgütleri kokteyli meydana getirilmiş, üst üste devreye sokuluyorlardı. Kalleşçe, hunharca...
Misafirlerimiz İsrail’le yapılan anlaşma sebebiyle Türkiye’nin olumlu imajına bir zarar gelmesini istemiyorlardı. Hepimiz İsrail’in kesinlikle güvenilir olmadığı hususunda müttefiktik. Zira aleyhine alınmış onca BM kararlarını uygulamayan bir korsan devlet vardı karşımızda. İsrail’e güvenilemeyeceğinin açık bir göstergesi de Netanyahu’nun ‘tazminat vermedik, bağış verdik’ türünden daha anlaşma ilanı yapılırken son derece rencide edici açıklamalar yapmasından belliydi.
Misafirlere Türkiye’de farklı ideolojik duruşlarına rağmen halkın kahir ekseriyetinin bu anlaşmayı içine sindiremediğini ama anladığını aktardım. Kerhen bir anlaşma yapılsa bile İsrail’e karşı halkın ortak tavrı önemlidir. Muhalif partilerin hükümeti zora sokmak için dahi olsa İsrail’le anlaşma yapma aleyhine beyanatlarda bulunması da müsbettir.
Türkiye konjonktür zorladığı için İsrail’le anlaşma yapabilir ancak İsrail işgalini, zulmünü ve hele hele Mescidi Aksa işgalini meşrulaştırıcı bir tavır alamaz. Hükümet cenahından yapılan tüm açıklamalar da bu hassasiyeti gözettiklerini gösteriyordu.
İslami Direniş Hareketi’nin (Hamas), Gazze halkına olan destekleri ve ablukanın hafifletilmesi yönündeki çabalarından dolayı Türkiye'yi takdir ettiklerini belirten ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür eden açıklamaları da rahatlatan cinstendi.
Ancak salı günü Meclis’teki grup toplantısında konuşan Başbakan Binali Yıldırım, “Akdeniz’i çevreleyen tüm komşularımızla sorunları çözeceğiz” sözü hem bizim hem de misafirlerimizin anlamaya çalıştığı hassas noktaydı. Zira bununla kastedilen Mısır ve Suriye idi. İlerideki günlerde özellikle de Suriye’ye yönelik nasıl bir açılım planlandığı ortaya çıkınca daha net bir değerlendirme yapma imkanı bulacağız.
Son 6 yılda yaşadıklarımıza bakarak şunu söyleyebilirim: Türkiye beklemediği kadar güç merkezinin karşısında ittifak yaptığını gördü. Bunlar tüm yolları deneyerek Türkiye’ye gücünün sınırlarını gösterme yoluna gittiler.
Ancak ne onlar ne de Türkiye tam istediğini elde edebildi. Ne Türkiye onların zannettiği kadar zayıftı, ne de Türkiye sandığı kadar güçlüydü. ABD, AB, Rusya, Arap dünyasının vesayet sistemleri ve İran hep beraber hareket ettiler. Türkiye bu sürece girerken en fazla da İran’ı yanlış okudu.
PKK, barış sürecini makul ölçüler içinde sonlandırmayı hedeflemek yerine Suriye’de ortaya çıkan yeni durumu ayrılıkçı niyetleri için değerlendirmek, Türkiye’yi Suriyeleştirmek için fırsat bildi ve kendine söz veren o güçlere güvendi. Sonuç olarak Türkiye’ye ve Kürt halkına karşı acımasız bir savaşa girdi. PKK; İsrail anlaşması ve Rusya Türkiye yakınlaşmasına bakınca bir defa daha kaybettiğini iyice anlamıştır.
DAEŞ de Irak ve Suriye’de önemli kayıplar veriyor, elde tuttuğu önemli yerleşim alanlarını kaybediyor. Tam da böylesi bir atmosferde, bir Ramazan akşamında, sivillere yönelik, haince bir terör eylemi gerçekleştirdi. Ama mesele kesinlikle DAEŞ’le sınırlı değildir. Asıl aktörleri görmek gerekiyor...
Yazar: Serdar Demirel |
03-07-16 |
||
| E mail: yeniakit.com | Tweet | ||